Wednesday, May 26, 2010

Yardım

İstanbul'dayım. Burası benim hayatım buyuk kısmının geçtiği şehir. Biraz ellerim titriyor. Kalbimin atışlarımı ellerimde görebiliyorum. Neyse gecenin bir yarısı işte. Odamda oturuyorum. Şöyle huzurluca uyusaydım ne güzel olurdu. Sakinleşmek istiyorum. Sakin değilim sanırım. Ürperiyor gibiyim. Omuzlarımda sanki bir şey binmiş de kurtulamıyormuşum gibi... Tuhaf bir ağrısı var gibi. Geçer değil mi?

Saturday, May 22, 2010

Beylik Sozler

koysalar seni cehenneme,
tum kotulukleri isleyecegim,
o degil ben demek icin.
ya da cikarsalar seni gokyuzunun en tepesine.
ve olsan bir melek orada,
tum iyilikleri isleyecegim
ben degil o demek icin.

ol uzayin en derinlerinde bir yildiz,
olacagim bir tas parcasi tum evrende seni arayan,
sen istersen gezegen olacagim etrafinda;
senin guzelligini seyreden hayatlar yasatabilmek icin.
seninle uyuyup, seninle uyanmalari icin.


ve eger olacaksan eskı bir vapur Istanbul'da, 
bir martı olacagim ben de
her seferinde seni selamlayabilmek için.

Sunday, March 21, 2010

Gozler

hey,
senin gozlerin daha guzel olmaliydi.
noldu gozlerine senin?
uzun zaman oldu belki dikkat bakmayali.
farklilar hatirladigimdan.
kaybolmuslar gibi.
bir anlam arayip bulamadigini soylediginde inanmamistim.
hakliymissin.
gercekten yok gibi duruyorlar.
noldu gozlerine senin?

Saturday, March 6, 2010

Iskender


Saat 3'e gelmek uzere. Gec olmus denilebilir belki...
Koca sahada mactik bugun. USF'in sahalari. Gayet guzel cim saha.
Bacaklarim hala ham. Bir de gecen gun turnuva macina katildigimiz icin yorgunluk da vardi. Hic bir sey yapamadim bugun macta :)

Zaman geciyor buralarda bir sekilde. Gunduzleri calisiyoruz. Cok bir sey ogrenip ogrenmedigimden emin degilim. Ama buralarda yasamak bir sekilde baska seyleri ogrenmek belki. Geceleri ise genelde ne yaptigimiz belli olmuyor. Bazen hala calisiyor oluyoruz ya da disari cikiyoruz. USF'e ait Recreation Center diye her turlu sportif aktivitenin yapildigi bir yer var. Oraya da ugruyoruz arada.

Biraz once Peabodies diye bir cafe-bar-disko tarzi bir yerdeydik. Klasik amerikan filmlerdeki barlarin aynisi. Bilardo masalari falan :) Artik insanlarin bile yuzu tanidik.

3-4 sene burada mi olacagim? Sanirim bir sekilde hep ariyor insan. 1-2 yil oncesinde hayal ettiklerimi hatirliyorum. Sudur ki su ankinden cok cok farkli. Hirs mi tutulmak mi tutku mu bilemiyorum. Yine de iyi oldu bence. Cok dusunmek istemesemden 'Ya sonra?' aklimdan geciyor. Belirsizlikten korktugum oluyor. Hayal ettigim ile uyusmadigini gordum. Belki tum sebep budur.

Neyse gecen Bahadir iskender tarifi almis. Onu yapti gayet guzel oldu. Sonuc resimde :) Daha fazlasini yapmayi dusunuyoruz yarin.


Saturday, February 13, 2010

Besinci Mektup

Ayrılık diye bir şey yok.
Bu bizim yalanımız.
Sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var.
Şimdi neredesin? Ne yapıyorsun?

Güneş çoktan doğdu.
Uyanmış olmalısın.
Saçlarını tararken beni hatırladın, değil mi?
Öyleyse ayrılmadık.
Sadece özlemliyiz ve bekliyoruz.

Zamanı hatırlatan her şeyden nefret ediyorum.
Önce beklemekten.
Ömür boyunca ya bekliyor ya bekletiyor insan.
İkisi de kötü, ikisi de hazin tarafı yaşantımızın.

Bir çocuğun önce doğmasını bekliyorlar,
Sonra yürümesini, konuşmasını, büyümesini...
Zaman ilerliyor, bu defa para kazanmasını,
Kanunlara saygı göstermesini,
İnsanları sevmesini, aldanmasını, aldatmasını bekliyorlar.

Ve sonra ölümü bekleniyor insanoğlunun.
Ya o? Ya o?
İnsanlardan dostluk bekliyor, sevgilisinden sadakat,
Çocuklarından saygı ve bir parça huzur bekliyor,
Saadet bekliyor yaşamaktan.

Zaman ilerliyor, bir gün o da ölümü bekliyor artık.
Aradıklarının çoğunu bulamamış,
Beklediklerinin çoğu gelmemiş bir insan olarak
Göçüp gidiyor bu dünyadan.

İşte yaşamak maceramız bu.
Yaşarken beklemek, beklerken yaşamak
Ve yaşayıp beklerken ölmek!

Özleme bir diyeceğim yok.
O kömür kırıntıları arasında parlayan bir cam parçası.
O nefes alışı sevgimizin, kavuşmalarımızın anlamı.
O tek güzel yönü bekleyişlerimizin.

İnsanlığımız özleyişlerimizle alımlı,
Yaşantımız özlemlerle güzel.
Özlemin buruk bir tadı var, hele seni özlemenin.
Bir kokusu var bütün çiçeklere değişmem.
Bir ışığı var, bir rengi var seni özlemenin, anlatılmaz.

Verdiğin bütün acılara dayanıyorsam;
Seni özlediğim içindir.
Beklemenin korkunç zehri öldürmüyorsa beni;
Seni özlediğim içindir.
Yaşıyorsam; içimde umut varsa,
Yine seni özlediğim içindir.

Seni bunca özlemesem; bunca sevemezdim ki!

ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

Özledim Seni

...
Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğunu görmek
ve sana bunları söyleyemeden 'git artık' demek.
'Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın mutluluğa' demek
sana ne de zor..
Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
...

Can Yücel

Friday, February 12, 2010

Acaba

Acaba limonlara ne oldu :S Yarin bir sorayim bakayim.

Anı

bir çift güvercin havalansa
yanık yanık koksa karanfil
değil bu anılacak şey değil
apansız geliyor aklıma

neredeyse gün doğacaktı
herkes gibi kalkacaktınız
belki daha uykunuz da vardı
geceniz geliyor aklıma

sevdiğim çiçek adları gibi
sevdiğim sokak adları gibi
bütün sevdiklerimin adları gibi
adınız geliyor aklıma

rahat döşeklerin utanması bundan
öpüşürken bu dalgınlık bundan
tel örgünün deliğinde buluşan
parmaklarınız geliyor aklıma

nice aşklar arkadaşlıklar gördüm
kahramanlıklar okudum tarihte
çağımıza yakışan vakur, sade
davranışınız geliyor aklıma

bir çift güvercin havalansa
yanık yanık koksa karanfil
değil unutulur şey değil
çaresiz geliyor aklıma.

Melih Cevdet Anday

Sunday, December 6, 2009

9 Limonlar


Bonzai saksısı dar geldi tabi :)



Wednesday, November 25, 2009

Dede ve Torun



Öğretmenler gününde babam ve yeğenim Batu :)

Sunday, November 22, 2009

Dört



Dört oldu :)

Friday, November 20, 2009

Anladım

”Sana ihtiyacım var, gel! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ”git” dediğimde anladım..
Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..

CAN YÜCEL

Friday, November 13, 2009

Limon



Daha önceden aldığım bonsaim ölünce yerine belki çıkar diye evdeki limonlardan birini kesip çekirdeklerini saksıya ekmiştim. Şöyle 1-2 hafta suladım. Hiç bir şey olmadı. 3-4 hafta sonra hiç ummazken -ki sulamayı unutuyordum artık tutmadı bunlar diye- iki tane filiz gördüm. :)

Sunday, November 1, 2009

Çanakkale



Hilal ve Burak'ın düğünü için beş arkadaş -iki araba- İstanbul'dan yola çıktık. Çanakkale'ye gitmek için Avrupa yakasını kullanmak gayet uygun. Yollar da gayet güzel. Tekirdağ'dan sonraki yollar hız yapmaya -kaza yapmaya- çok açık o yüzden sık sık polis kontrolü yapılıyor. Bazen dümdüz gidiyor yol. Hani anliyorum dumduz bos yolda hız yapmamak ayri bir sabir. Ama arkadas "sen diresiyonu tut, ben GPS'e bakacagim" da denmez ki! :) Ben yan koltuktayim bu arada. Caglar da direksiyonda! Bir terslik yok mu bu iste? :)

Diger araba Gelibolu üzerinden feribota binerken, biz de Çağlar ile Kilitbahir'deki feribotu kullandık. Kilitbahir'den Anadolu yakasına geçmek için Eceabat'a kadar gitmek gerekiyor fakat Kilitbahir'deki feribot da sık ve karşıya geçmek sadece 10-15 dakika sürüyor. Toplam yolculuk 4-5 saat sürdü.

Çanakkale'ye vardığımız da Çağlar'la ikimizin karnı iyicene acıkmıştı. Erkek tarafı bir güzel yemek hazırlarmış gelen misafirler için. Çorba, tavuklu pilav, haşlama et, yoğurtlu kabak ve helva. Gayet güzeldi ve bir güzel yedik. Sonra kalacağımız otele geçtik.

Çanakkale Anadolu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesi - Uygulama Oteli'nde rezervasyon yaptırılmış bizim için. Daha önce hiç uygulama otelinde kalmamıştım. Hatta uygulama otelini ne bilmiyordum :) Öğrenciler otelde çalışıyorlar. Fiyat ve temizlik olarak fena değildi. Geceliği 27.5 liraya kaldık. Ama kahvaltısı güzel değildi.

Çanakkale merkezinde sahil kenarında çay bahçeleri var. Aslında her yerde olmayacak türde olduğu düşünüyorum çünkü masaların bazısında bira var bazısında insanlar çay içiyor. Genelde ikisi aynı anda satan yer bulmak çok kolay olmuyor.

Akşam olunca merkezdeki Anafartalar Oteli'nde düğüne gittik. Bol bol oynadık, gobekleri attik ve çok da eğlendik desek gayet yerinde olur. Gerçi çorba parası diyen çok oldu Burak'a :)

Ertesi sabah, öğrendiğimiz üzere Çanakkale'nin peynir helvasını en iyi yapan yeri olan meşhur Kadir Usta'dan peynir tatlısı aldık. Daha sıcak sıcak çıkmıştı (10 gibi). Dönüş yolunda da Çağlar'ın "yiyebileceğin en iyi köftelerden biri yiyeceksin şimdi" diyip, Tekirdağ'da Özcanlar'a uğradık. Oh mis gibi.

Mutluluklar Burak ve Hilal'e...

Thursday, October 29, 2009

Gün

Bugün güzel bir gündü.

Annemin yanaklarından öptüğüm gündü bugün. Doyasıya kucakladığım gün hem de. Aşık olduğu günü ve nasıl sigaraya başladığını anlattı. Bol bol konuştuk. Ben anlattım o anlattı bugün.

Hem sonra babamın gençliğinden anılar anlattığı gün de bugündü. Ağaçlardan bahsettiği, ağaçların gölgelerin unutulmadığını söylediği, artık içmediği şarabı, küçükken okulda yakaladığı kargayı anlattığı gündü. Sonra bir kitap okumuş babam, anlattı bir güzel bana.

Ayrıca ablam ile birlikte uzun zamandan sonra bugün baş başa yemek yedik. Ablamı salata yemeğe ikna ettiğim hem de az zamanda çok konuştuğumuz gündü. O elbiseleri denerken ona bu daha güzel veya bu senin seçimin dediğim gün de bugündü.

Ediz abiyle karşılıklı bira içerken oturup film seyrettik ama sonunda da pek beğenmedik ikimizde bugün.

Batu ah, ne şanslıyım ben! İşte Batu'ya zıplamayı göstermeye çalıştığım gün bugündür. Birlikte zıplarken onun her seferinde popo üstü oturup, tekrar gülüp tekrar benimle birlikte zıplamaya çalıştığı gün işte. Oyuncaklarından bir tanesini parmağımın ucumda dengede tutmaya çalıştığımda bana oturduğu yerden kahkahalarla güldüğü ve birlikte çikolata yediğimiz gün de bugündü. Unutamam o kahkahayı hiç...

Bugün güzel bir gündü.

Tuesday, October 6, 2009

Uzaklığım ve Uzaklığınız

sana kızmak ama bağıramamaktır her fotoğraf.
ellerimin titremesidir resmindeki her siyah çizgi.
iyi ile kötü arasında bocalamak, çırpınmak içimde;
haykırmaktır sana kükrercesine
gece karanlığı, gündüz gölgeleri
ya da
şarkılar söylemektir, anlatmaktır sana sessizce
gece yıldızı, gündüz güneşi.

Thursday, October 1, 2009

Küçük Kız

Yelken

Geçit

Balonlar